The Great Wild Life

Ocak’ta Kuzey Makedonya

Bu yazım hem tür anlamında hem de içerik anlamı ile tamamen bir gezi yazısı oldu şimdiden iyi okumalar dilerim.

Bu yazım hem tür anlamında hem de içerik anlamı ile tamamen bir gezi yazısı oldu şimdiden iyi okumalar dilerim.

Kasım’da Çengelköy’de arkadaşım ile Pazar kahvaltısı yaparken birden bire aklımıza sömestr tatilinde yurtdışı tatili yapma fikri geldi. Nereye gideceğimize karar verme aşamasında vizesiz ülkeler kafamızdaki listenin en başında geliyordu. Çünkü gerek vize işlemleri gerek ise vize fiyatlarının yüksek olması bizi vizesiz ülkelere itti. Bu listenin en başlarında iki belirli ülke vardı bunlar; Kuzey Makedonya Cumhuriyeti ve Kosova’ydı. Bizde Kuzey Makedonya’yı kendimize ana hedef seçip, Kosova’ya da oradan geçeriz diye belirledik. Neden mi Kuzey Makedonya? Makedonya benim de tarihden bildiğim eski bir Osmanlı toprağı olduğu ve 2. Dünya Savaşı’ndan sonra da kurulan Yugoslavya’nın dağılmasından ortaya çıkan bir ülke olduğuydu. Bunun yanı sıra Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün dedesinin Makedonya’da Kocacık köyünde doğduğu ve kendisinin de Manastır’da askeri eğitim aldığıydı. Doğrusunu söylemek gerekir ise daha önceleri Kuzey Makedonya’ya ziyarette bulunmayı düşünmemiştim. Evet aklımda bir yurtdışı rotası vardı  ama bu rota Balkanlar’ın köşesinden geçiyordu. Bir değişiklik olsun diye Makedonya’yı belirledik. Biz gideceğimiz yeri bularak en zor kısmı geride bırakmıştık bile ondan sonrası kolay olanıydı bunlar da otel rezervasyonu yaptırmak ve uçak biletlerini almaktı. Bu işle giceğimiz gruptan bir arkadaşımız ilgileniyordu, ilk önce uçak biletini alıp ondan sonra da kalıcak yerin rezervasyonu yaptırmayı düşünüyorduk. Uçak biletini bu işle uğraşan arkadaşımız her gün hava yolları firmasının internet sitesine  girerek  en uygun bileti bulmaya çalışıyordu.  Amerika’da gerçekleştirilen Black Friday’den bizde Türkiye’de yararlandık. Şöyle ki, bizim biletleri almış olduğumuz hava yolu firması o güne özel biletlerde yarı yarıya indirim uygulamıştı ve arkadaşımızın tesadüfen  siteye girmesiyle bizim biletleri almamız  sağlanmış oldu. Biz bu bilet alma işini seri bir şekilde gerçekleştirdik çünkü bizim gibi bir çok insan bu ucuz bilet imkanından faydalanmak isteyecekti. Biletleri aldıktan sonra kafamız rahat etti ve bundan sonra otel rezervasyonunu halletmek kalıyordu. Otelide grup arasında kararlaştırdıktan sonra karar verdik ve onu da rezerve ettik.  Bizim ayarladığımız yer tam olarak otel sayılmaz otelcik veya hostel tarzındaydı. Bizi cezbeden kısmı ise Üsküp Meydan’a on dakikalık bir yürüme mesafesinde olmasıydı ve bu da bizim işimizi bir hayli kolaylaştırmıştı oraya gidince. Gitmeden yaklaşık bir ay önceden Makedonya’nın genel tarihini araştırmaya başlamıştım çünkü gittiğimiz zaman gördüğüm yerlere, yapılara ve şehirlerin sosyo-kültürel anlayışını önceden benimsemiş olmalıydım ki gözümde canlandırarak gezebileyim. İyi ki de araştırmalarımı yapıp gitmişim, oraya gidince daha kolay adapte olabildim coğrafyaya.


Ocak’ın ikinci haftası gibi biz dört arkadaş İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı’ndan uçağa binip yaklaşık 1 saat 15 dakikalık bir yolculuktan sonra Üsküp Havalimanı’na iniş yaptık. Giriş esnasında pasaport ile ilgili bir kaç sıkıntıdan sonra nihayet havalimanından çıkıp bizi kapıda bekleyen taksimize bindik. Taksiyi biz daha İstanbul’dayken ayarlamıştık ki gittiğimiz zaman rahat edelim,otobüs ile zorlanmayalım. Havalimanından Üsküp şehir merkezine yaklaşık 25 dk gibi bir sürede vardık. Hemen hostelimize yerleşip yanımızda getirdiğimiz eşyaları odamıza bıraktık ve kendimizi hemen sokağa attık. İstanbul’dan beri bir şey yiyip içmemiştik bundan dolayıda haliyle açıkmıştık. Üsküp merkezde bizimde Türkiye’den bildiğimiz bir hamburger firmasının şubesi vardı. Bizde mecburen oraya gidip karnımızı doyurmak zorunda kaldık. Şunu söylemeliyim ki Üsküp, yemek sektörü anlamında epeyce zayıf kalmış. Merkezde yiyebileceğimiz yerler sınırlı ve anladığım kadarı ile Makedonya halkının dışarıda yemek yeme diye bir kültürleri yok. Biz bu konuda çok şanslı olduğumuzu söyleyebilirim çünkü Türkiye’de dışarı çıktığınız zaman her kesime hitap eden bir yemek yeri bulabiliyorsunuz özellikle de İstanbul’da. Ama şu konuda hakkını vermeden geçemeyeceğim. Neden mi ? Şöyle ki, Makedonya’da  bir kaç restoranta gittik ki hem kaliteli hem lezzetli hem de uygun fiyatlara yemek yiyebildik ve bu yemekler genelde et ürünleri oldu çünkü Makedonya’da et fiyatları bir hayli ucuz bu konuda Türkiye ile mukayese edilemez bile. Akşam yemeklerimiz genellik ile bu şekilde geçiyordu bazen bu restorantlarda bazen de hamburger firmasından yiyorduk. Ara sırada olsa gidip Türk Çarşısı’nda tarihi bir köfteci vardı, orada gidip hem köftemizi yiyorduk hem de Balkanlar’a özgü bir tatlı olan Trileçe’yi bir güzel afiyet ile mideye indiriyorduk. Bahsetmiş olduğum bu Türk Çarşısı,Osmanlı’nın bu bölgeyi feth ettikten sonra inşa ettirdikleri yapısı itibari ile Karabük Safranbolu ve Ankara Beypazarı’nı andıran bir mimarisi var. Bu çarşıya geçebilmek için yine Osmanlı’nın yaptırmış olduğu Taş Köprü’den geçilmekte(Stone Bridge). Şöyle bir anıyı da anlatmak istiyorum, karşılaştığımız insanlar ile muhabbet ederken Türkiye’den geldiğimizi söylediğimizde bize Taş Köprü’yü sizin dedeleriniz yaptırmış diye bize söylediler.  Bu benim için güzel bir şeydi çünkü tarihimizin bilinmesi güzel ayrıca 60’lı yıllarda Üsküp’te büyük bir deprem oluyor ve bundan dolayı da çoğu bina yerle bir oluyor ama Osmanlı Devleti’nin yapmış olduğu Taş Köprü ayakta kalıyor. Bu da Türk tarihinin yıkılamadığı göstermiş oluyor.



Üsküp’te gezintimiz bittikten sonra rotamızı Kosova’ya çevirdik. Kiralamış olduğumuz bir araba ile sınırdan geçip Kosova’ya geçtik. Yaklaşık bir buçuk saat süren bir yolculuktan sonra Kosova’nın başkenti olan Priştine’ye vardık. Bu şehir Kosova’nın en büyük şehri. Şehirde biraz gezip, tarihi yerleri ziyaret ettikten sonra şehir merkezinde bir kahve molası verdikten sonra rotamızı tekrar Üsküp’e çevirdik. Akşam yorgun bir şekilde hostele geldikten sonra yemeklerimizi yiyip hemen yattık. Ertesi sabah rotamızı bu sefer de Kuzey Makedonya’nın bir başka şehri olan Ohri’ye çevirdik. Ama bu sefer yolumuz epey uzundu. Dört arkadaş arabamıza bindikten sonra haritamız eşliğinde yola çıktık. Radyodaki Makedonca şarkıları beğenmediğimden kendi telefonumdan sevdiğim grupların müzik listesini açtım. Bu şekilde yol bir müddet gitmişti. Ama öyle bir yere gelmiştik ki sıcaklığının -8 olduğu karın epeyce etrafı kapladığı bir dağ silsilesiydi burası Ohri ile aramızdaki tek engel bu dağlardı. Hemen telefonumdan bizim oralardan yani Karadeniz’den sevdiğim türkülerden açtım. Yol bana Karadeniz’i hatırlatmıştı bu durum çok hoşuma gidiyordu hem kendimi memlekette gibi hissediyor hem de yeni bir bölge görme heyecanı kaplıyordu içimi. Sonunda dağı aşıp Ohri’ye vardığımızda rahat etmiştik. Ohri hepimizi mest etmişti, masmavi bir gölü vardı sanki bir deniz gibi ve şaşırılacak bir şekilde çok temizdi. Böyle temizlikte bir gölü Türkiye’de bulmak bir hayli zordu. Orada oturup uzun bir süre gölü izlemek istiyordum lakin buna pek de vaktimiz yoktu bir an önce gezip Üsküpe dönmemiz gerekiyordu çünkü karanlığa kalmadan o dağları aşmalıydık. İlk önce sahil kenarında öğle yemeğimizi yedikten sonra dağın yamacına kurulmuş olan eski bir kiliseyi ziyaret edip manzarasında faydalandık. Güneşi orada batırdıktan sonra arabamızın yolunu tuttuk. Hava epeyce kararmıştı lakin yapabileceğimiz bir şey yoktu bizde Üsküp’e doğru yola çıktık. Dağ silsilesi ile karşılaştığımızda etrafımızı sis kaplamış, göz gözü görmüyordu ve bu zor şartlarda yavaş yavaş ilerleyerek yaklaşık üç saatte Üsküpe vardık. Yol macerası bizim için iyi bir deneyim olmuştu. O günden sonra Üsküp’te geçireceğimiz günler sınırlıydı ve bir kaç gün sonra İstanbul’a dönüş için hazırlıklara başlayıp havalimanına yola çıktık.


Bu yazımda yaşadığım şeylerin tamamı bana bir ders niteliğindeydi. Kendini geliştirmeyi isteyen bir birey ilk önce yabancı dil öğrenip ondan sonrada yurt dışına çıkmalıdır. Yaşamış olduğum deneyimlerimi sizler ile paylaşabilmek için bir youtube kanalı açtım. Bu kanalda hem outdoor hem gezi hem de balıkçılık hobilerine yer vereceğim keyifli videolar olacak. Bu kanala Burak AY yazarak ulaşabilirsiniz. Bir sonraki deneme yazımda görüşmek dileği ile. Doğa ile kalın.

BURAK AY

Benzer Yazılar